kemalizm

/
1 turkiye cumhuriyetinin resmi ideolojisi,
modern devletlerin ideolojisi olmaz ama turkiyenin var hemde ne oldugu belli olmayan bir ideoloji
çerkesleri ve diger turk olmayanlari yok sayan zihniyet kemalizmdir

(#11468) shxafit|29/11/2007 12:42 |
2 anayasasinda insan ismi gecen 3 ulkeden birinin resmi ideolojisi. diger iki ulke, iran ve kuzey kore.

(#11471) natkhuac|29/11/2007 12:56 |
3 aslında bir ideoloji değildir. sadece bir doktrindir. bir doktrin olarak bir üst kimlik tanımlayarak belli bir coğrafyada yaşayanlara ulus bilincini aşılamayı, tam bağımsız olmayı, devlet eliyle kalkınmanın başlatılıp, yerli burjuvazinin de geliştirilerek özel sektöre kademeli geçişi savunur. günümüz koşullarında neo-liberalizm rüzgarları savururken son dökülen yaprakları, kemalizm bir doktrin olarak, karşısında bir set olarak durur. lakin görünen o ki ülke neo-liberalizme, kemalizmden önce teslim olmuştur.

(#11474) azwepsa|29/11/2007 13:09 ~ |
4 7 düvel emperyalisti cacığına hıyar eden bir askeri ve siyasi dehanın ülkesine en büyük armağınıdır..en büyük düşmanı heykel kemalistleridir! kafkasyanın bağımsızlığı davasına baş koyduk diyenlerin de eleştirirken önce abdest sonra örnek alması gerekendir..

(#11493) agirba|29/11/2007 17:00 ~ |
5 eğer kendisi bir ideoloji ise sapına kadar materyalisttim dedirten tırtımsı..

(#11494) anarchicco|29/11/2007 17:23 ~ |
6 tam bağımsızlık, çağdaşlaşma ve halk egemenliği sacayağı üzerine kurulu bir "ideoloji" dir. anti-emperyalisttir anti-kapitalisttir ulusçu ve devrimcidir! ıdeolojiyi çerçeveleyen ilkelerden ulusçuluk, cumhuriyetçilik ve laiklik fransız devriminden, devletçilik, halkçılık ve devrimcilik sosyalizmden esinlenilerek oluşturulmuştur.

cumhuriyetçilik: siyasal iktidarın dinsel kökenli olmaktan çıkması, laikleşmesi, çağdaşlaşması demektir. cumhurityetçilik ulusçu, demokratik, özgürlükçü ve çoğulcudur. bu ilke giderek demokrasi ile bütünleşir ve demokrasiden (halk egemenliğinden) yana olmak ve onu savunmak anlamına gelir.

laiklik: devlet işlerinin dine göre değil de toplumun gereksinimlerine göre şekillendirilmesidir. çünkü din kuralları değişmez ama toplumun gereksinimleri sürekli değişir. toplum ve devlet yaşamının akla ve bilme dayandırılmasıdır. değişen koşulların yarattığı sorunlara akla ve bilme uygun çözümler getirmektir. farklı inançtan toplum kesimlerinin bir arada ve barış içinde yaşayabilmelerini kolaylaştırmaktır.

ulusçuluk: dışa yönelik hedefi çağdaş uluslar topluluğunun eşit haklara sahip bir üyesi olmaktır. ama nasıl kendisi için eşitlik istiyorsa, tüm uluslarında eşitliğini savunmaktır. saldırgan, şovanist, ırkçı ve turancı değil barışçıdır. ıçe yönelik hedefi ise çağdaş bir ulus yaratmaktır. yalnız bu ulusun temeli ne ırktır ne de din... bu ulusun dayandığı temel ortak geçmiş, ortak dil ve ortak kültürdür. kökeni ne olursa olsun türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesi bir bütün olarak kabul etmek ve tamamının gelişimi için çalışmaktır.

halkçılık: herhangi bir sınıfın egemenliğini reddeden halkçılık, cumhuriyetçilik ilkesinin içerdiği demokratik, özgürlükçü, çoğulcu yönetim anlayışının sadece yasalardaki bir hak olmaktan çıkarılıp halklaştırılmasını, işlerliğe kavuşturulmasını amaçlar. yönetimde, siyasal yaşamda, kalkınmada, gelir dağılımında, devlet ve ulus olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesidir.

devletçilik: Özel çalışma ve faaliyeti esas tutulmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi gelişmişliğe eriştirmek için, milletin genel ve yüksek yararlarının gerektirdiği işlerde, özellikle iktisadi alanda devleti fiilen ilgilendirmek önemli esaslarındandır. ıktisat işlerinde devletin ilgisi fiilen yapıcılık olduğu kadar, özel girişimleri teşvik ve yapılanları düzenleme ve denetlemedir.

devrimcilik: kalıplaşmayı, durağanlığı, köhneleşmeyi, işlevini kaybetmeyi, çağın, toplumun gerisinde kalmayı önlemek, dinamik bir devrim anlayışını sağlamak ve sürdürmektir. gerçekleştirilmiş olan laik, devletçi, ulusçu, halkçı, devrimci türkiye cumhuriyetini korumak zamanın gereklerine ve çağdaş gelişmelere göre temelinde yatan ilkeler doğrultusunda daha da ileriye götürmektir.

sonuç olarak

kemalizm, akla, bilme, gerçekçiliğe, insancıllığa, özgürlüğe ve sürekli devrimciliğe dayalı bir "çağdaşlaşma ideolojisi" dir.

not:ılke açıklamaları atilla ılhan, a.taner kışlalı, baki Öz, emre kongar gizi yazarların eserlerinden alıntıdır..

(#11495) agirba|29/11/2007 17:30 ~ |
7 bir ustteki entry de gorulebilecegi gibi elestiriye kapali hale sokulmaya calisilan tabumsu.
evrensel normlarla kendini anlatmak yerine tc nin kendini kendine ifade etmeye calistigi *, oraya buraya cekistirilebilen ve muglak olan bu doktirin mi ideolojimi her neyse, gunumuzde siyasal erkin kontrolunu kaybetmemek icin kullandigi bir aractan ibarettir. bu haliyle zemin uygun oldugunda isine gelmeyenler tarafinda da yerildigi, arada bir cignendigi gorulen ancak adam gibi tartisilamayan mefhum.

(#11496) natkhuac|29/11/2007 17:31 ~ |
8 sayesinde ab karşıtları ve avrasyacıların arkasına sığınıp ülkenin demokratikleşme sürecine taş koymaya çalıştıkları tabu..

(#11498) anarchicco|29/11/2007 18:25 ~ |
9 kemalizm=atatürkçülük..kaynak:m.kemalin kurduğu türk dil kurumu sözlüğü..Öngörü böyle birşey olsa gerek..

(#11499) agirba|29/11/2007 18:26 ~ |
10 cumhuriyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı kişilik sergileyen "vatan kurtaran kahraman" statüsünde ki türk komutan ve devlet adamının temellerini attığı ve kendisinden sonra gelenlerinde bu temel üzerine bolca faşizm boca ederek bugün ki haline getirdikleri "vatan kurtaran kahramanın" kendi adı ile anılan ideolojik doktrin.

"askeri ve siyasi dehanın ülkesine en büyük armağanı" olan bu ideolojiye göre ne nedir hemen bir bakalım:

zat-ı şahanelerinin cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde çıkarılan "1924 anayasasında" tanımlanan haklar:

[türklerin kamu hakları

madde 68- her türk hür doğar, hür yaşar. hürriyet, başkasına zarar vermiyecek her şeyi yapabilmektir.

tabii haklardan olan hürriyetin herkes için sınırı, başkalarının hürriyeti sınırıdır. bu sınırı ancak kanun çizer.

madde 69- türkler kanun karşısında eşittirler ve ayrıksız kanuna uymak ödevindedirler. her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve yasaktır.

madde 70- kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz, yayım, yolculuk, bağıt, çalışma, mülkedinme, malını ve hakkını kullanma, toplanma, dernek kurma, ortaklık kurma hakları ve hürriyetleri türklerin tabii haklarındandır.]

gördüğümüz üzere kemalizmin (hatta bizzat o ideolojinin sahibinin) tesis ettiği bu anayasaya göre bu memlekette türkler vardır başkada kimse yoktur.* (kimse bu cumhuriyetin her vatandaşına türk denir palavrasına da sarılmasın zira bir ırkın isminden millet adı olmaz) hatta öyle ki mesele hiç tereddütsüz "türklerin kamu hakları" başlığı altında incelenmiştir. peki zat-ı şahaneleri cumhurbaşkanı seçilmeden önce olay ne alemdedir, bunu görmek istersek derhal kendisinin cumhuriyetten önce irad ettiği ilk meclis konuşmasına bir göz gezdirelim:

[muhterem milletvekilleri

bugün içinde bulunduğumuz vaziyeti, meclisi alinizin nazarında tamamiyle tecilli ettirebilmek iin bazı beyanatta bulunmak istiyorum. vukubulacak maruzatım bir kaç devreye ayrılabilir. birincisi, müterekeden erzurum kongresine kadar geçen zaman zarfındaki ahvele dairdir. ıkincisi, erzurum kongresinden 16 mart tarihine kadar, yani ıstanbulun düşmanlar tarafından işgal edildiği güne kadar üçüncü safhası da 16 marttan bu dakikaya kadar olan ahvale dair olacaktır.

maruzatım bir takım vesaike müstenittir ki müsaade buyururlarsa o vesaiki icip ettikçe burada okuyacağım. yalnız birinci safhaya ait olacak maruzatım belki biraz şahsi olacaktır. fakat vaziyeti tamamiyle tenvir edebilmek için ondan bahsetmeyi lüzum görüyorum.

malümu alileridir ki ahmet ızzet paşa hükümeti miliyetler esasına müstenit adilane bir sulha nail olmak emeliyle müterekeye talip oldu. ıstiklal uğrunda namus ve şahametle dögüşen milletimiz 30 teşrinievevlet 1334 tarihinde imza olunan müterekaname ahkamı bir tarafa bırakıldı. gün geçtikçe artan bir şiddetle, hukukı saltanat haysiyeti hükümet, izzeti nefsi millimiz tadiyata uğradı. heyeti itilafiyeden gördükleri tevvik ve fiili himaye sayesinde taabi osmaniyeden olan anasırı gayri müslime her yerde küstahane tecavize başladılar. meclisi mebusanın feshi, kuvvetini milletten almayan hükümetimerkeziyenin sık sık değişmesi ve halkın vicdanından doğan milli birlik uğrundaki teşebbüsatın maalesef ihtirasatı siyasiyeye kurban edilmesi yüzünden aleme karşı mevcudiyeti milliyemiz ihsas edilemedi.

ecnebi kuvvetlerinin işgali altında inleyen payitahtımızda kan ağlayan bilumum erbabı hamiyet, münevveranı millet ve din ve devlete hizmetleri mesbuk zevatı aliye,makamı hilafet ve saltanatın ve istiklali millinin bu hatarnak vaziyeten kurtarılması ancak vicdaenı miliden doğan birliğin azmu iradeine müftekir bulunduğuna iman getirdiler. fakat ıstanbulun tahti tazyikve muhasarada bulunan muhittinde icabatı hamiyeti ifaya maddeten imkan kalmamıştır. ışte bu bırada idi ki anadoluya mülki ve askeri hususatla muvazzaf olmak üzere ordu müfettişliğine tayin edildim. bu teveccühü din ve millete hizmet etmek için en büyür bir mazhariyeti ilahiye addeyledim.

vicdanı millinin iradei aliyesine tabi olarak mileti müstakil, vatanımızı masum görünceye kadar çalışmak ahdiyle 16 mayıs 1335 günü dersaadeti terk eyledim. samsunda işe başladım.

ılk düşündüğüm, memleketimizde aşayişinistikrarına kendi vasaitimiz ile muktedir bulunduğumzu görmek oldu. esasen canik livasının vaziyeti hususiyesi de bu bapta en seri davranmayı müstelzim bulunmakta idi. filhakika rumların hakimiyetini ve ıslam unsurunun esaretini istihdaf eden ve atina ve dersaneadet komiteleri tarafından idare olunan pontus hükümeti amali, karadeniz sahi.li ile kısmen amasya ve tokatın şimal kazalarında mukim osmanlı rumlarının hayalhanelerini çılgınca bürümüştü. ıttihaz olunan tedabir sayesinde muvaffakıyetli netayic istihsal edildi. fakat ittihaz olunan tedabir ve muvaffakıyet, yalnız pontus havalisine ait ve mevzii idi. halbuki hergin haksızlıklarını arttıran ıtilaf devletlerine mevcudiyeti milliyetimizi siyaseten isbat etmek ve fiili tecavüzler karşısında milletin inamus ve istiklalini bilfiil müdafaa etmek pek mühimdi. esasen şarkta ve garpta henem memleketimizin her tarafında müdafaa ve muhafazai hakuki millet ve memleket için cemiyetler teşkil edilmişti. bu cemiyetler düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek kastiyle milli vicdanın azim ve iradesindendoğmuş yegane tetkilat idi. bu sıralarda idi ki, mumum belediye riyasetlerine, dersaadette ıngiliz muhipler cemiyeti teşekkül ettiği ve her tarafta bu cemiyete iştirak ile ıngiltere müzaheretinin talep edilmesi lüzumu hakkında sait molla imzasıyla bir telgraf geldi. bu meselede hükümetin alakasının derecesini anlamak için sadrazam olan ferit paşadan keyfiyeti istilam ettim. hiç bir cevap alamadım. kendisinin eşhası meçhule tarafından böyle gayrı muttarit ve muhtelif siyasi maceralara teveccühündeki teşebbüsatın azim fekaletlere sebep olacağını takdir eden milet sait mollanın tebliğine havalei semi itibar etmedi. binlerce tecavüz ve haksızlılar altında inleyen ve ızmir vakayı feciası karşısında kan ağlayan millet, hükümeti merkeziye ve ıtilaf devletleri mümessillerinden ağlayarak istimdat ve istidayı hak ederken,müteaddit beledeyi riyasetleri ve birçok müdafaai hukuki milliye cemiyetleri mariftiyle aldığım telgrafnamelerde hakkımda itimat beyan olunarak benden bu hususta hizmet ve fedakarlık talep ediliyordu.

hayat ve şahsiyetim kendi malı olan necip ve mazlum milletimizin bu haklı talebi üzerine artık benim için en mukaddes vazife, iradei milliyeye mutavaatı her şeyin fevkinde görmekti. bunun üzeirne yaptığım bir tamimle kati sözümü verdim. ışbu tamimin son cümleleri tuydu.

geçirdiğimiz şu hayat ve memat günlerinde umum miletçe her taraftaki amal ve tezahürat ile temine azmedilen istiklali millimiz uğrunda bütün mevcudiyetimle çalıştığımı temin eylerim. bu emeli mukaddes uğrunda miletle beraber nihayete kadar çalışacağımı da mukaddesatım namına söz veririm.]

dikkatimizi ilk çeken şey metin içinde "türk" kelimesinin kullanılmaması hatta kullanılması ihtiyacının hasıl olduğu yerlerde de ısrarla ve dikkatle "millet" kelimesinin kullanılmış olmasıdır. hiç öyle fazlaca hayal gücüne ihtiyaç yok bu metnin cumhuriyet sonrası nasıl bir şekil aldığını da zat-ı şahanenin bu kez cumhurbaşkanı seçildiği sırada yine mecliste irad ettiği ilk konuşmasından hıfzedelim:

[saygıdeğer arkadaşlar, dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan teşkilat-ı esasiye kanununun bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek heyetinize teklif edilen kanun tasarısının kabulü dolayısıyla, türkiye devletinin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti, milletlerarası adıyla adlandırıldı. bunun tabii bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya meclis başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınız, bu aciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. bundan dolayı yüce heyetinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi arz ederim."

"efendiler, asırlardan beri doğuda haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu."

"son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. türkiye cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir."

"arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. o ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. ancak bu sayede ve tanrının yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum."

"daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. türkiye cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır." ]

derhal gördüğümüz savaş esnasında kullanılan millet kelimesinin kapsamının daralmış olduğudur. bu yeni ideoloji terminolojimize "millet=türk" anlayışını dikte etmiştir.

metinler arasında ki fark "7 düvel emperyalisti cacığına hıyar eden bir askeri ve siyasi dehanın ülkesine en büyük armağanı" olan kemalizmin bu milletin "çıkıntı" olarak kabul edilen kısımlarını* ne şekilde yonttuğunun da kanıtıdır. kimse bana, laiklik, ulusçuluk, hedecilik, hödöcülük diye madde sıralayarak edebi sanatlar üzerine ne denli ehl-i vukuf olduğunu göstermeye çalışmasın. kemalizm denen ideoloji türkiye cumhuriyetinin anayasa ile sabit resmi kimliğidir ve bu topraklar üzerinde yaşayan tüm halkları "türk" olarak sınıflamak yani "asimilasyon" üzerine kuruludur. "ulus" dediğimiz nesne bir ırkın oluşturduğu küme değildir o sebeple kimse ulus devlet kurmak için şarttı da bilmem ne idi falandı fişmandı hikayelerine de girmesin. ingilteresinden tut lüksemburguna kadar dünyanın o zamana kadar gördüğü ulus devletler bir tek ırk temeline dayanarak mı kurulmuştu ki biz bu süreçte kimliğimizin ve kültürümüzün yok sayılmasına hoşgörü ile bakabilelim.

bu toprakların emperyalizme karşı vermiş olduğu savaş herşeyden önce özgürlük hisleri ile ilgilidir. benim bu vatan uğruna şehit vermiş olduğum aziz atalarıma "şu savaşı bir kazanalım senin torunlarına kendi dilini bile konuşmayı yasaklayacağız" deselerdi, “senin, uğruna mücadele ettiğin, onurunu namusunu dinini imanını inancını hayalini ve tüm değerlerini ayaklar altına alıp paspas edeceğiz seni tüm dünyaya türkoğlu türk ilan edip aksini iddia edersende hapse tıkacağız” deselerdi benim o aziz atalarım mübarek kanlarını yine bu topraklar için dökerler mi idi bilmiyorum.

ister kemalizm ister atatürkçülük olsun benim kimliğimi reddeden, beni yok kabul eden hertürlü –izm’e karşı çıkmak, hatta bu ideolojilerin insan* onuruna ve insan* haklarına uygun hale gelmesi yolunda çabalamak kendisini insan olarak tanımlayan her bireyin üzerine farzdır.

abdest almadan yazdığım bu yazı sebebi ile kimseden özür dilemiyor ve verdiğim rahatsızlığın da baki kalmasını temenni ediyorum. eğer kafkasya’nın bağımsızlığına baş koyanlarda mücadele kazanıldıktan sonra halklar üzerinde başka başka tahakkümler icad edeceklerse yerin dibine batsın öyle bağımsızlık demekten de kendimi alamıyorum…

(#11504) borz|29/11/2007 18:50 ~ |
11 (bkz: mustafa kemal)

(#11505) anarchicco|29/11/2007 19:06 ~ |
12 avrupa karması emperyalistlere karşı dönemin en aydınlarının rüyasında bile görmekten tırstığı cesaretle ve bağımsızlık aşkıyla savaşmayı hayat biçimi olarak seçmiş ve tam bağımsızlık kazanılana kadar böyle yaşamayı da halkına ezberletmiş bir "vatan kurtaran kahraman".. onunadını taşıyan -izm! 700 yıllık bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet, 700 yıldır ümmet, tebaa olarak yaşamış bir milletten de "ulus" yaratma savaşı veren bir "vatan kurtaran kahraman"..kanla kazanılan bir zafere ve bu zaferin önderine kalplerine nerden bulaştığı belli olmayan şuh bir bencilliğin getirisi olarak saygı duymayı içine yediremeyen - beceremeyen abdestsizlerden rahatsızlığımız kısa sürdüğü gibi asla özür de beklemeyiz!

(#11506) agirba|29/11/2007 19:16 ~ |
13 bir milletten kendi keyfinin istediğince ulus yaratma bencilliğini kendisinde hak olarak gören türk asker ve devlet adamının icadı ideoloji. keyfince iktidar ancak age of empiresta* olur. istediğin işçiyi kullan işin bitincede daha fazla "asker" çıkarabilmek için "delete" tuşuna basıver. bu kadar basit bu kadar rahat. ama klavyenin başında ki "vatan kurtaran kahraman" da hiç tereddütsüz üzerinde "çerkes" yazan işçiyi seçip "delete" tuşuna basmıştır.

bu ideolojinin en yıkıcı etkileri icadının üzerinden 80 sene geçmesine rağmen hala kendi zihniyetinde insanlar yetiştirebilmesindedir. hatta öyle ki bu insanlar kendi milli kimliğinden ziyade kimliğini baskın nüfus içinde eritmeyi amaçlayan devlet ideolojisini bir içgüdü olarak savunabilmektedirler.

bu ideoloji aynı zamanda ismi ağıza alınırken gerçekten abdest almayı gerektirecek insanların yaşamlarını ve mücadelelerini de kimisini yok sayarak kimisini kendisine mal ederek kimisini de yasaklayarak zaten ortadan kaldırmıştır ve geriye sadece mimarı olan tek kişiyi bırakarak onu putlaştırmayı reddedenleri de saygısızlıkla edepsizlikle daha öte vatan hainliği ile suçlamayı da kendine vazife edinmiştir.

(#11508) borz|29/11/2007 19:43 ~ |
14 bir de unutmadan zati sahanenin "gunes dil projesi" var,
dunyadaki butun dillerin turkceden dogdugunu arastiran bir kurul olusturtmustu mustafa kemal ama sonradan dagitildi demekki turkceden dogmamis diger diller :)
bu ornegi sunun icin verdim "mustafa kemal aslinda dogru seyler yapti ondan sonra gelenler sistemi yozlastirdi" soylemi dogru degildir, kurulusundan bugune rejim ayni cizgidedir kucuk salinimlar olsada "ana yoldan" cikamamistir

(#11543) shxafit|30/11/2007 10:11 ~ |
15 kemalizm doktrini, ulus devlet olarak varolmayı gerekli görür. ortaya çıktığı dönemde ermeniler ve kürtler dışında hiçbir unsurun ulus bilincine ulaşmadığı bir ortamda ulus bilinci oluşturmak için seçtiği yol türkleştirmektir. zaten dış dünya tüm anadoluyu türkiye ve yaşayanlarını da "türk" olarak adlandırmaktadır. o tarihlerde ulus devlet etnik kökene dayanmaktadır. o dönemde bunun başka türlü bir emsali yoktur. hal böyle olunca ortaya çıkan sonuç anadoluyu türkleştirmektir. tüm dünya üzerindeki toplam mazisi 100 sene yoktur coğrafyaya dayalı üst kimlik tanımı. türkiyeye gelişi son 10-15 senedir. yeni yeni "türk" yerine "türkiyeli" kavramı konuşuluyor. dönemin şartlarına göre toprak bütünlüğü hedefine en uygun yol seçilmiştir. günümüz değerlerine göre ise yanlıştır. en az bugünün penceresinden bakıp geçmişi yorumlamak kadar yanlıştır.

(#11544) azwepsa|30/11/2007 10:29 ~ |
/
online yazarlar
0 kayitli onlayn (0)



sayfa üretim süresi:0.00065